F1 araçlarının çok iyi hızlanıp çok iyi duruyor olması, pilotların vücutları üzerinde büyük basınçlara yol açıyor.

Formula 1, kısaltması F1 olan açık tekerlekli araçlar seviyesinin en üstü olan ve her yıl birçok farklı ülkede yapılan araç yarışları dizisidir. Bulunduğu kategoriye Grand Prix adı verilir. Bu yarışın kökeni 1920-1930 yıllarında yapılan Grand Prix motor yarışlarına dayanır. Oldukça teknik bir yarış olması ile beraber yarış dünyasının resmi anlamda en hızlı geçen yarışıdır. Bu yarışta dikkati çeken en önemli özelliklerden biri de alçak ve geniş olan araçlardır. F1 araçlarının bu yapısının yanı sıra beslendikleri motor, aslında küçük sayılabilecek 1.6 litre hacme sahip olsa da beygir gücü oldukça yüksektir. Tabiri caizse bu denli biçimsiz araçların bu kadar güçlü motorları taşıması herkes için hayret verici unsurlarından yalnızca bir tanesidir.

Bu kadar güçlü araçların içerisinde pilotların durumu ne oluyor hiç düşündünüz mü? Lotus, Mercedes, Renault, Ferrari, Maserati gibi markaların bu amansız savaşında bu kadar güçlü araçlar pilotların ne durumda olmasına sebebiyet veriyor? Bu yazımızda bunu anlatacağız.

Formula 1 yarışları, uzun yıllardan beri dünyayı kasıp kavurmaya devam ediyor. Her yıl yeni araçlar çıkıyor, yeni güçlendirmeler yapılıyor ve her bir araç, bir yıl önce ki araçtan daha hızlı oluyor. Bu durumda ortaya G kuvveti devreye giriyor. Özellikle uçaklarda duyduğumuz bu terim F1 yarışlarında da bulunmaktadır. Aşırı hız ve basınç sebebiyle F1 pilotları çok ciddi ölçülerde G kuvvetine maruz kalıyorlar. Bu durum onların kilo vermesine sebep oluyor. G kuvvetinin yükselmesi demek, bir kişinin o kabin içerisinde bayılması demektir. Bu kadar yüksek basınç ve hızda aracı kontrol edebilmekte haliyle büyük bir tecrübe ve ustalık gerektiriyor.

Formula 1 yarışlarının tarihine baktığımızda 1979-1988 yılları arasında alüminyum parçaların yerini karbon fiber parçalara bırakması sebebiyle yarışlarda iki tur dayanabilmesi için özel turbo mekanik motor sistemleri üretilmeye başlandı. Karbon fiber materyallerin mekanik turbo sistemiyle entegre olması demek o dönem için tam 1.500 beygir güce ulaşılması anlamına geliyordu. Bu kadar kuvvetli bir aracın içerisinde ki sürücünün etkisi altında kaldığı G kuvvetini düşünürsek bu maraton sürücüye epey bir efor harcamasına sebebiyet veriyor ve 1 yarış boyunca tam tamına 5 kilo kaybetmesine sebebiyet veriyordu. Daha sonra bu motor tipi yasaklandı ve FIA tarafında ciddi ve sert cezalara maruz bırakılabilecek güvenlik önlemleri alınmaya başlandı.

Motor1 Türkiye Youtube Banner

Bu güvenlik uygulamasının yapılması ile birlikte son yapılan Formula 1 yarışlarında araç en fazla 375 km/s hıza ulaşabiliyor. En yüksek hız limiti olan 375 km/s sadece İtalya da ki Monza Formula 1 pistinde yapılabiliyor. Kurallarına uygun olarak 3 litrelik V10 motor ya da yenilenmiş 2.8 litrelik V8 motor kullanılıyor. Bu da aracın 8 silindirli olduğunu belirtiyor. Yenilenen sistemlerle birlikte araç, ortalama saatte 200 km/s hız yapıyor ve bunun süreklilik arz ettiğini düşünürsek insan bünyesi için gerçekten ciddi bir rakamdır. Frenleme sistemleri en yüksek hızdan 1.9 saniye sürede düşebilecek kadar geliştirilmiştir. 1.9 saniyede 200 km/s hızdan düşülmesi de insan vücudunda büyük bir basınca neden olmaktadır. Bundan sebeptir ki günümüz Formula 1 yarışlarında pilot, katıldığı bir yarışta 2 kilo veriyor ve 1.5 litre su kaybediyor. Sadece saatler içerisinde kaybedilen bu kilo insan bünyesinin sınırı itibariyle oldukça ciddi bir rakamdır ki dikkatli bir beslenme programı uygulanmazsa kişiyi hızlı kilo verme sebebiyle ciddi bir vücut travması bekliyor olacaktır. Bununla birlikte yapılan spor ve planlı yaşamanın etkisi de çok önemlidir.