Otonom araç teknolojilerine öncülük eden Prometheus projesi, günümüzde kullanılan "kendini kullanabilen" otomobillerin temelini attı.

Kendi kendini kullanabilen otonom araçların gelişimi, son yıllarda büyük bir hızla artış gösterdi. Artık bu konu, otomotiv sektörünün manşetlerinde yer alan bir başlık hâline geldi. Ancak, insan olmadan kullanılabilen araçları üretme hayali de en az otomobiller kadar eski. Şimdi kullanılan otonom sürüş teknolojilerinin temeli, tahmin edebileceğinizden de eskiye dayanıyor.

30 yıl önce, Mercedes'in sahini olan Daimler, bugün kendi kendini kullanabilen araçlarda kullanılan teknolojilerin önünü açan bir projeyi resmen başlatmıştı. Prometheus projesi, "Program for an European traffic of highest efficiency and unprecedented safety" (Türkçe adıyla Avrupa trafiğinde en yüksek verim ve eşi benzeri görülmemiş güvenlik programı) teriminin kısaltması olarak bu ismi almıştı. Oldukça yaratıcı, değil mi?

Projeye birkaç Avrupalı otomobil üreticisinin yanında elektronik ve donanım tedarikçileri, üniversiteler ve araştırma enstitüleri de katılım gösterdi. Hedef, artan trafik yoğunluğu karşısında yol ağlarında bulunan araçlara verimliliği ve güvenliği arttırmak için bir teknolojinin araştırılması ve geliştirilmesiydi.

Proje, bir S Serisi sedan modeline VITA - Vision Information Technology Application, yani Görsel Bilgi Teknolojisi Uygulaması - adı verilen bir sistemin eklenmesiyle devam etti. Araca yerleştiren bir dizi kameranın bulunduğu sistemde görsel veri sağlayan cihazlar, bunları yolun nereye gittiğine ve kaza olasılığına karar veren bir ana bilgisayara aktarıyordu. Sistem aracın yönlendirme, gaz ve fren komutlarını gerçekleştirerek gerçek manada bir otomatik sürücü olarak davranabiliyordu. 1994 yılında VITA ile donatılmış S Serisi sedan araç, otobanda 130 km/s'e varan hızlarda şerit değiştirme ve araç geçme gibi işleri yaparak 1,000 kilometre gitmeyi başarmıştı. Biraz tanıdık geliyor, değil mi?

VITA'nın ilk versiyonlarında kullanılan bilgisayarların ihtiyaç duyduğu işlemci gücü o kadar fazlaydı ki, bunları yapan ekipmanlar bir minibüse ancak sığabiliyordu.

 

VITA, Mercedes'in 10 yıl önce üretim modellerine uyguladığı Distronic adaptif hız sabitleyici ve Pre-Safe otomatik acil durum freni gibi sistemlerin geliştirmesinde doğrudan rol oynadı. Prometheus projesi bünyesindeki diğer uygulamalardan birisi ise rota yönlendirme sistemleri idi. Bu araştırma, araçların bir altyapı vasıtasıyla birbirleriyle iletişim kurmasını konu alıyordu. Şerit takip asistanı ve park sensörleri de bu çalışmaların meyveleri oldu.

Elbette bu saydığımız teknolojiler, günümüzde sıradan şeyler hâline gelmiş durumda; ancak bunlar, otonom sürüş için çok önemli sistemler. Tüm bunların 30 yaşında olması, kulağa çılgınca geliyor.

Mercedes'in Prometheus projesi